İKİ ERKEK ÇOCUĞUNU VURDULAR

İKİ ERKEK ÇOCUĞUNU VURDULAR

Hint Yarımadası’ndaki İngiliz varlığına nihai verebilmek maksadıyla 1857’de çıkan Sipahi İsyanı, Bahadır Şah’ı epeyce kolay değil vaziyette bıraktı. Bahadır Şah hiç istememesine nazaran çevresinin baskısı neticesinde oğullarıyla birlikte başkaldırıcıların yakınında yeralmak ve öncüleri benzeri görünmek zorunda kaldı. Delhi’de birden fazla Avrupalı’yı öldüren isyancılar, sevkedilen İngiliz birliklerinin karşısında dayanamadılar ve ailesi ile birlikte kocaman dedelerinden meydana gelen Hümayun Şah’ın Delhi’deki kabrine sığınan Bahadır Şah 20 Eylül 1857’de İngilizler’e teslim olmak zorunda kaldı.
İngilizler, sonrası zaman Hindistan tarihinin en kocaman ve en kanlı rezaletlerinden bir tanesini sahnelediler: William Hodson adındaki bir İngiliz binbaşı, Bahadır Şah’ın 2 oğlu ile bir torununu Şah’ın gözlerinin önünde vurup öldürdü! İngiliz birlikleri bu cinayetlerin sonrasında Bahadır Şah’ı ailesi ile birlikte tutuklayıp “İngiliz tâcına hainlik ettikleri” suçlamasıyla mahkemeye çıkardılar… Okumaya devam et

ÖYLE BİR ÜSLÛP Kİ

ÖYLE BİR ÜSLÛP Kİ

Refik Halid, bana yönelik Türkçe’nin en kıvrak kalemidir. Türk Edebiyatı’nda kelimelerle onun civarı oynayan, hattâ heceleri dahi raksettiren bir yabancı yazar yok gibidir. Üslûp konusuna az da olsa merakınız varsa Refik Halid’i okurken hayranlıktan da diğer şaşkın bir hâle düşersiniz. Okuyucuyu “Eskici” yahut “Gözyaşı” hikâyeleri civarı ek olarak önce satırlardan bu yana saran ve hattâ sersemleten yabancı bir yazar bulmak güçtür. Hatta yalnızca hikâyecilikte yahut romancılıkta değil, siyasî hicivde de Refik Halid civarı kuvvetli kalem az gelmiştir ve “Efendiler, Nereye?” yahut “Topuna Hoş-Âmedî” gibisinden makalelerin de birçok yabancı örneği yoktur. Okumaya devam et

FIRAT’A TEŞEKKÜR

FIRAT’A TEŞEKKÜR

Türk Kabiri’nı arşınla ölçecek ya da dürbünle görecek adamın burada işi ne? Onu bir fotoğraf camına aksettirmek ya da bir kartpostal parçasına sıkıştırmak… Bu ne hoppalık! Yere serili halıdan ya da tavana asılı kandilden fakat ayağının ve burnunun ucundan ötesini göremeyenler bahsetsin! Burada asıl seyredilecek birşey Süley­man Şahın kabrine serdikleri halı değil, onun erkek çocukları aracılığıyla üç hayat kıt’ası üzerinde hükmü sürdürülen sal­tanat fermanı ve asıl bakılacak birşey kubbesine astıkları kandil değil, evlâtlarının Azof kalesinden Cezair surlarına civarı diktikleri hamaset (kahramanlık) bayrağıdır.
…Elli bin şahsiyet bir minik kabilenin reisi şu tosun bilir miydi ki nesli elli milyona hükmedecek, elli tür milletten ordular yapacak? Ve elli bin emîri karşısında selâma durdu­racak! Irak çöllerinde kavmine yurt bulmaya çıkan bu baş­buğ Okumaya devam et

Atlı tören birliği ve sonrası ÇANKAYA Köşkü’ne geliyor olacak meydana gelen başka hükümet adamlarını bundan bu şekilde muhafız alayının atlı askerleri karşılayacak… Geçen zaman yapılmış olan önce uygulamada acemilikler ve şanssızlıklar birarada yaşandı ve atlı birliğin imajı gazetelerde de birçok eleştirildi… Estetikten uzak uçuk mavi üniformaların ve beyaz kaskların güzel bir görüntü vermediği görüşüne sonuna civarı katılıyorum şayet karşılamada süvarilerin vazife almasının benim düşünceme göre ek olarak mühim bir tarafı var: Türkler’in eskiyen yüzyıllardan gelen at merakının hatırlanarak protokolde uygulamaya konmuş olması yalnızca bir başlangıçtır, gerçek yöntemde atılmış bir adımdır ve günün birinde herhalde bu işin gerisi de dönecektir… Karşılama törenlerinde vazife meydan askere ananesel giysiler giydirilmesini başka bir deyişle tören birliklerinin yeniçeri, levend ve gibi elbiseler içinde olmalarını kastediyorum… Daha önceleri sık sık yazdım ve söyledim: Tarihi yüzyılların gerisine giden Türk Devleti, binlerce yıllık geçmişini memlekete gelen yabancılara en azından anlaşma törenlerinde hissettirmek zorundadır. Bu geçmişi aksettirecek görüntü amatörce tasarım edilmiş firuze rengarenk ve ibrişim ilikli üniformalar içerisindeki beyaz kasklı askerler değil, eskiyen devirlerin tantanalı giysileridir!

Atlı tören birliği ve sonrası

ÇANKAYA Köşkü’ne geliyor olacak meydana gelen başka hükümet adamlarını bundan bu şekilde muhafız alayının atlı askerleri karşılayacak…
Geçen zaman yapılmış olan önce uygulamada acemilikler ve şanssızlıklar birarada yaşandı ve atlı birliğin imajı gazetelerde de birçok eleştirildi…
Estetikten uzak uçuk mavi üniformaların ve beyaz kaskların güzel bir görüntü vermediği görüşüne sonuna civarı katılıyorum şayet karşılamada süvarilerin vazife almasının benim düşünceme göre ek olarak mühim bir tarafı var:
Türkler’in eskiyen yüzyıllardan gelen at merakının hatırlanarak protokolde uygulamaya konmuş olması yalnızca bir başlangıçtır, gerçek yöntemde atılmış bir adımdır ve günün birinde herhalde bu işin gerisi de dönecektir…
Karşılama törenlerinde vazife meydan askere ananesel giysiler giydirilmesini başka bir deyişle tören birliklerinin yeniçeri, Okumaya devam et

Cihad IŞİD yalnızca Suriye’ye ve Irak’a değil, meğerse Türkiye’ye de göz koymuş! Teşkilatın ilân ettiği cihad kapsamında biz de varmışız ve IŞİD’in hücre öncülerinden biri “Suriye’nin fethinden ardından sıra Türkiye’ye geliyor olacak, İstanbul’u da alacağız inşallah” buyurmuş… Bunun, bize karşın ilân edilen kaçıncı cihad meydana geldiğini Allah bilir! Temelinde İslâmiyet’in dağılmasını sağlamak, inanç düşmanlarıyla uğraş edebilmek ve genişleyen İslâm topraklarında dinin emirleri ve kaideleri dairesinde bir dünya temininin yer aldığı cihad, bilhassa nihai 2 yüzyıldan buyana her canı isteyenin aklınca sarılıp ilân ettiği bir iş haline geldi. Dinî yasaların ağırlıkta meydana geldiği Müslüman memleketlerde gücü ele geçirmeye personel bir grup mu var? İktidarın “kâfir” meydana geldiğini söyler ve silâhla birlikte cihada da sarılır. Bir yabancı Müslüman memlekette başkaldırı mı çıktı? İsyancı tarafın bulduğu önce çare cihad ilânıdır ve hattâ aralarındaki çekişmeler savaşa civarı giden 2 Müslüman memleket de birbirlerine karşın gayet huzurlu biçimde cihada sığınabilirler. 1980’lerde başlayıp senelerce süren İran-Irak Savaşı’nı hatırlayın: İran’ın öncüsü Humeynî, Irak öncüsü Saddam Hüseyin’i ve Saddam’ın en başında yer aldığı Baas Partisi’ni “kâfirlikle” suçlamış, Irak’ın yanıtı da İran’a karşın anında cihad ilânı olmuştu! Saddam bu iş ile birlikte yabancı tuhaflıklar da yapmış, meselâ Irak bayrağına “Allah” kelimesini ilâve etmiş ve o güne civarı güya hiç meçhul bir sırrını izah etmiş, Hazreti Muhammed’in soyundan geldiği iddiasıyla seyyidliğini ilân etmiş ve hazırlattığı sahte bir şecereyi Bağdat’ın kocaman camilerine astırmıştı.

Cihad

IŞİD yalnızca Suriye’ye ve Irak’a değil, meğerse Türkiye’ye de göz koymuş! Teşkilatın ilân ettiği cihad kapsamında biz de varmışız ve IŞİD’in hücre öncülerinden biri “Suriye’nin fethinden ardından sıra Türkiye’ye geliyor olacak, İstanbul’u da alacağız inşallah” buyurmuş…
Bunun, bize karşın ilân edilen kaçıncı cihad meydana geldiğini Allah bilir!
Temelinde İslâmiyet’in dağılmasını sağlamak, inanç düşmanlarıyla uğraş edebilmek ve genişleyen İslâm topraklarında dinin emirleri ve kaideleri dairesinde bir dünya temininin yer aldığı cihad, bilhassa nihai 2 yüzyıldan buyana her canı isteyenin aklınca sarılıp ilân ettiği bir iş haline geldi. Dinî yasaların ağırlıkta meydana geldiği Müslüman memleketlerde gücü ele geçirmeye personel bir grup mu var? İktidarın “kâfir” meydana geldiğini söyler ve silâhla birlikte cihada da sarılır. Bir yabancı Müslüman memlekette başkaldırı mı çıktı? İsyancı tarafın bulduğu önce çare cihad ilânıdır ve hattâ aralarındaki Okumaya devam et

KAZIK ÇAKIP HAŞLADILAR

KAZIK ÇAKIP HAŞLADILAR

Son vakitlerde birden çok erkekle bayanın üstüne saldırdılar. Zavallılara ne meydana geldiğini sorduğumuz zaman ‘Üzerimize manda çöktü sandık!’ dediler ama herhangi birşey görmemişlerdi. Milletçe, en nihayetinde bunun cadı işi olduğuna hüküm verdi ve pekçok aile evini yabancı yerlere taşımak zorunda kaldı.
Civar kasabalardan İslimye’de hayatını sürdüren ve cadı çıkartmakla şöhret keşfetmiş meydana gelen Nikola adlı bir Rum, bu işi halletmek üzere kasabaya çağırıldı ve kendisiyle mevzuyu halletmesine cevap 800 kuruşa pazarlık edildi. Nikola, eşliğinde getirdiği üzeri resimli bir tahta ile kasaba mezarlığına gitti, tahtayı parmağının üstüne yerleştirerek çevirdi. Oysaki resimli tahtanın üstüne dönük durduğu mezarda cadı olurmuş!
Niko’nun tesbit ettiği mezarlar, zamanında Yeniçeri Ocağı’na mensup 2 yeniçeriye, Ali Alemdar ve Abdi Alemdar adındaki Okumaya devam et

Yerli malı Ezher hevesi

Yerli malı Ezher hevesi

DİYANET İşleri Başkanı Profesyonel. Mehmet Görmez, İstanbul’da beynelmilel bir İslam Üniversitesi kurma hazırlığında olduklarını söylemiş.
Gerekçe, Mısır’daki el-Ezher Üniversitesi’nin ilmî düzeyinin bozulması imiş. Ezher Geçmiş zamanda kocaman âlimler yetiştirmişmiş ama nihai yüzyılda müfredatıyla oynandığı amaçlı ilmî düzeyi düşmüşmüş. Kırgızistan’daki, Kazakistan’daki, Azerbaycan’daki ilâhiyat fakülteleri ile Goethe Üniversitesi’nin İslam Araştırmaları Merkezi’nin, Strasbourg’daki İslam İlâhiyat Fakültesi’nin ve Sofya’daki Dik İslam Enstitüsü’nün de İstanbul’da yepyeni kurulacağı bildirilen üniversiteye bağlanması düşünülüyormuş. Okumaya devam et

Papa ve bayram

Papa ve bayram

Geçen hafta nihayetinde Küba’ya giden Papa, Salı bugünü Washington’a geçti ve başka hükümet başkanlarının Beyaz Saray’da karşılanması gelenekten meydana geldiği takdirde Başkan Obama, “Hoşgeldiniz”demek amaçlı Papa’nın uçağının indiği Andrews gökyüzü üssüne gitti ve Papa’yı uçağın merdivenlerinde karşıladı.
Obama karşılamada tek değildi… Karısı, başka bir deyişle Amerika’nın “first lady”si, kızları, hattâ “first kaynana” meydana gelen kayınvalidesi, başkan yardımcısının ailesi, torunları ve Amerikan idaresinin en üst seviyeyi sülâleleri ile orada idiler…
Fransuva “Popmobil” dedikleri üstü açık otomobili ile Washington’un kapsamlı caddelerinde dolaşırken başına bir iş geliyor Okumaya devam et

TÂC GİTTİ, SİKKE GELDİ


TÂC GİTTİ, SİKKE GELDİ

Mevlevîliğin bu sabah bu derece rağbet görmesinin ardında, musikisinin ve âyininin, başka bir deyişle “semâ”nın cezbedici ve etkili olması yatar. Yabancı hiçbir tarikatin âyini bu civarı rengarenk değildir, Mevlevî kültürü bu sabah bu sebeple hem bir konser, hem bir gösteri vasıtası olmuştur; ağzı belli bir süre olsun lâf yapabilenlerin de saatlerce ve günlerce konuşabilmelerine anapara teşkil etmektedir. Ek Olarak öncesinde yabancı tarikatlere kapılanmış ve hattâ “şeyhliklerini”ilân etmiş meydana gelen zevâttan bazılarının bizzat tarikatlerinin tâcını çıkartarak nihai yıllarda başlarına bir sikke geçirip posta oturmalarının nedeni de budur: Mürid toplama hevesi, hayran kitlesi yaratma merakı ve âyin inşa etmek amaçlı ülke dışına gitme ihtimali…
Yarım yüzyıl öncesinin artık “ticarîleşmemiş”bir Şeb-i Arus’u. Okumaya devam et

Beyefendiler, şu sarayları kullanın

Beyefendiler, şu sarayları kullanın

Sabah uyanıp elimi-yüzümü yıkamamdan anında hemen ardından, kahvaltı masasında bitmeyecekmiş benzeri bir tenbihler yağmuru başlamıştı: “Sıra sana gelince şu biçimde selâm vereceksin, beyefendinin elini bu gibi öpeceksin, sakın haaa arkanı dönme, hemen yan yan yürüyüp diğer tarafa geçeceksin…”diyen uzunca ve tatbikatlı uyarılar!
Hemen Ardından, dikkatli bir giyinme faslı gelmişti… Tiril tiril pantolon, kolalı gömlek, yakasının dip tarafları hafif kıvrık kalacak biçimde ütülenmiş ceket ve elbette ki papyon! Öyle bildiğimiz kravatlar olmazdı, nasıl olsa mühim bir yere gidecek ve arkadaşlarımla birlikte memleketin en mühim şahsının huzuruna çıkacaktım… Okumaya devam et