ÇİN VE GLOBAL KRİZ

ÇİN VE GLOBAL KRİZ

Gru ile Vector’un bir çeşitli paylaşamadığı, nesneleri küçülten ışın makinesini Çinlilerin buluş etmiş olması ise manalı. Global ekonominin yeni gücü meydana gelen Çinliler, çalışkanlıkları ve kolektif yapılarıyla filmde pozitif bir yerdeler. Berbat adamlara kredi açan banka fikri ve Lehman Brothers göndermesini düşünürsek, “Çılgın Hırsız”ın AMERIKA BIRLEŞIK DEVLETLERI’de patlayan mortgage krizinin suçlusu olarak işaret ettiği yol tarifi belli. Okumaya devam et

DELİLERİN demokrasi aşkı

DELİLERİN demokrasi aşkı

Süleyman Nebioğlu’nun yazıp ‘yönettiği “Memlekette Demokrasi Var”, önce sahnesinden son sahnesine dek pekçok kereler altını çizdiği benzeri tam olarak bir ana düşünce çevresinde dönüyor: “Menderes ve arkadaşlarının idamının önüne geçilebilseydi, ‘karşı taraf’tan rövanşı almak yerine Deniz Gezmiş ve dostları da idam edilmezdi.” Müjdat Gezen’in oynadığı Baradan karakteri de, filmin pekçok yerinde, fikirlerini benimsediği amaçlı değil, demokrasi yerine Adnan Menderes’i kurtarmak istediğini altını çiziyor.
Mesajların belli bir süre “bol kepçe” ve bir ek olarak tekrar servis edildiği bu film, esasında güzel bir fikirden yola çıkıyor: 1960’lı senelerde demokrasiyi düşünen, ileriyi gören tek bireyin köyün raporlu delisi olması; geriye olan Okumaya devam et

Çılgın kalabalıktan uzak, ölüme yakın

Çılgın kalabalıktan uzak, ölüme yakın

YÖNETMEN Danny Boyle “127 Saat”e (127 Hours), tabiat sporcusu Aron Ralston’un tabiattaki yalnızlık özlemine doğruluk verici bir sekansla giriyor. Kentin kalabalığını, kişilerin robotları andıran rutin hareketliliğini, hızlandırılmış çekimler olarak sunuyor. Metropolü rahatsız bir organizma; ışıklı, metalik ve beton bir arı kovanı benzeri tasvir etmekte. Buna Bağlı Olarak, Aron Ralston şehri geride bırakıp doğanın huzuruna kaçarken, bilhassa de erken otomobilinde uyanıp, doğanın ıssızlığında yürümeye başladığında, çoğumuz onun yerinde olmak talep ediyoruz.
Ama film, finalde tam tersi bir noktaya çıkarıyor bizi. Çılgın kalabalıklardan kaçıp kafa dinlemenin, tabiatta bir başına olmanın da bir hududu olması gerektiği vurgulanıyor; yalnızlığın yalnızca Tanrı’ya özgü meydana geldiği ima ediliyor. Aron Ralston yalnızca tedbirsizlikle değil, dipten dibe kibirle de suçlanıyor. Okumaya devam et

Üçüncüde İstanbul’a bekleriz

Üçüncüde İstanbul’a bekleriz

İlk filmin komedi formülünü birebir uygulayan “The Hangover II: Felekten Bir Gece Daha” (The Hangover Part II), seyirciyi eğlendirmeyi, güldürmeyi başarsa da benzer tadı vermiyor. Filmin AMERIKA BIRLEŞIK DEVLETLERI’deki bir haftalık hasılat raporları ise üçüncünün yöntemde meydana geldiğini gösteriyor.
2009 imalatı “Felekten Bir Gece” (The Hangover) son zamanlarda seyrettiğim en güzel komedi filmlerinden biriydi. Bir geceliğine her şeyi boşverip azıp kudurmak talep eden tüm erkeklerin bir sürü güzel bildiği o tanınmış “ertesi erken sendromu”ndan güzel bir vaziyet komedisi çıkartıyordu. Yöneten Todd Phillips, tek bir hatıranı dahi hatırlamadıkları gecenin rezilliklerini ört bas etmeye personel erkekleri ve onların “ergenlik çağında kalmış” ruh hallerini bir sürü güzel anlatıyordu.. Okumaya devam et

Vahşi Batı, uzaylılara karşı

Vahşi Batı, uzaylılara karşı

DANIEL Craig ve Harrison Ford benzeri iki yıldız aktörü bir araya getiren “Kovboylar ve Uzaylılar” (Cowboys & Aliens), western türüyle uzaylı istila filmlerini birleştiren bir aksiyon filmi. Western öncelikle o bildik Vahşi Batı dekoru ve kendine has kostümleriyle var meydana gelen bir film türü. Şayet o dekorun önünde belirtilen her öyküyü western diye onay etmek olası değil. Türün ruhu, kendine has hikâye kalıpları ve karakterlerinde yatar. Western dekorunu başarıyla inşa eden, “Kovboylar ve Uzaylılar”, (Cowboys & Aliens) bu “ruh”un farkında meydana gelen bir film. Oturmuş yaşama geçmeye personel kasaba fonu önünde türün tanıdık tiplerinin birçoğu karşımızda: İyi ile berbat aralarında olan tek kovboy, kelle koltukta Okumaya devam et

Bu çağrıyı duyun

Bu çağrıyı duyun

70’li senelerde öncesinde semt sinemaları kapandı. ALIŞVERIŞ MERKEZI’lerde son teknolojinin imkânlarıyla, “stadyum düzeni”yle kurulan sinemalar büyüdükçe sıra şehir merkezindeki sinemalara geldi. Batı ülkelerinde kamu kuruluşları tehlikeyi görüp, tam bu noktada devreye girdi. Ruhen çoğalış kamuya eşya olmuş bu sinemaların bir kısmını zalim rekabet çarkından çıkarıp savunma altına aldı. Ülkemiz’de ise çark maalesef tüm acımasızlığıyla dönmeye aynı ritimde devam etti. Semt sinemaları 90’ları göremedi, şehir merkezindeki sinemalar ise iki binli senelerde birer birer kapanmaya başladı. Kadıköy, Şişli ve Beyoğlu hamle adım bir sinema mezarlığına döndü.
Ama bu çarkın çoğalış durması gerekmektedir. İşte bu sebeple Çaba amaçlı verilen mücadeleyi desteklemeliyiz. Geçmiş Zamanda bizim elimizden bir sürü birşey alındı. Eskiyen tiyatro ve sinema salonları son olarak yalnızca kitaplarda, eskiyen Okumaya devam et

Rüyadaki kıyamet alametleri

Rüyadaki kıyamet alametleri

BAZI filmleri beğenmeseniz de, yönetmenin anlatımı sebebiyle onay edersiniz. Geçtiğimiz cuma vizyona giren “Sığınak”(Take Shelter) benim amaçlı bu şekilde bir film. Ek Olarak önce karelerinden bu yana görüntülerle anlam yaratmayı alim, zevkli bir yönetmenin elinden çıktığı belli oldu. Michael Shannon’ın canlandırdığı Curtis’in evini arkasına alarak semana baktığı önce oyun alanı/sahne, filmin doğruca kalbine götürüyor bizi. Ufuk çizgisine kavuşan yeşil çayırın üzerindeki bağımsız ev, hava ile yeryüzü arasındaki konumuyla anında aklımıza çakılıyor. Ailenin koruyucusu konumundaki baba, endişeyle semana, bir bağlamda geleceğe bakıyor ve kıyamet işaretleri görüyor. Ek Olarak Sonra uyanıyor ve bir kâbus gördüğünü anlıyor. Takip eden günlerde kâbuslar çoğalarak devam etmektedir… Senaryoyu da yazan yöneten Jeff Nichols, rüyayla gerçeklik içinde kesinlikle çizgiler koyuyor şayet Curtis’in yaşamının gittikçe bir karabasana dönüşmesinin de vurguluyor. Okumaya devam et

DAR MEYDANDA ‘mahşeri’ gerilim

DAR MEYDANDA ‘mahşeri’ gerilim

FRANSIZ yöneten Xavier Gens, “Mahşer Günü”nün (The Divide) önce tasarınında, gece yarısı uykusundan uyanan Eva’nın (Lauren German) bakış açılarıyla, nükleer saldırı altındaki New York’un çöküşünü gösteriyor. Ortada yerinden başlayan bir kıyamet filmini anımsadan bu sahnenin sonrasında, Eva ve 8 şahısla beraber binanın kirli, loş ve minik sığınağında alıyoruz nefesi. Sığınakta bizzat amaçlı daha eskiden hazırlık yapan, su ve yemek istifleyen paranoyak Mickey’nin (Michael Biehn) gruba öncülüğünü dayatması ekibin önce kritik krizini oluşturuyor. Kim oldukları belirsiz düşman aracılığıyla çıkışları kapatıldıktan ardından ise bir sürü daha kocaman sıkıntılar başı gösteriyor.
“Mahşer Günü” birey doğasının karanlık yönlerinin açığa çıktığı, katı ve hayli huzursuz edici bir gerilim. Çoğalış kimseye hesap verilmeyeceği anlaşılınca, sığınak kaba güç ve zorbalığın hâkimiyetine giriyor. İnsanlar Okumaya devam et

Araf’ta mola verenler

Araf’ta mola verenler

Yeşim Ustaoğlu’nun Venedik Film Festivali’ne dahil olan ‘Araf’ isimli filmi alıcı taşra gözlemleri, oldukça başarılı fotoğrafları ,Özcan Deniz, Neslihan Atagül ve Sulh Hacıhan benzeri oyuncularıyla öne çıkmasına nazaran öyküsündeki problemlerin kurbanı oluyor.
“ARAF” ray üzerindeki eriyik metal kazanının toprağa boşaltılacağı anı bekleyenlerin görüntüsüyle açılıyor. Ardından karların uçuştuğu yol ve kalabalık bir mola yerinin fotoğrafları geliyor perdeye. “Yolda olmak, taşrada hayatını sürdürmek ve beklemek” en baştan görüntü olarak hemen yan yana kazançlıyor. Tesisin lokantasında her işi yapan güler yüzlü, suçsuz yüzlü çocuk Zehra (Neslihan Atagül) amaçlı sokak, uzaklarda yepyeni bir hayat kurmanın umudunu simgeliyor. Kamyon sürücüsü ortada ihtiyar Mahurda (Özcan Deniz) belli ki ona uzaklardaki yabancı bir Okumaya devam et

YÖNETMEN BİLMECESİ

YÖNETMEN BİLMECESİ

Oscar’da yanıtı en pratik değil soru ise yöneten dalında kimin kazanacağı? “Argo”yla prestijli Yönetmenler Birliği ödülünü bile galip gelen Ben Affleck’in bu kategoride ne sebeple aday olamadığı suali şüphesiz gizemini daima savunacak. Affleck’in yokluğunda, Michael Haneke ve Benh Zeitlin sürpriz yapmazsa Oscar, Steven Spielberg, Ang Lee ve David O. Russell’dan birine gider. “Lincoln”de tarihi gerçeklere uyumlu olmayan olayların ortaya çıkarılması Spielberg’in aleyhine çalışabilir. Ang Lee’nin bundan önce Oscar kazanması da David O. Russell’ın işine fayda. “Umut Işığım”ın AMERIKA BIRLEŞIK DEVLETLERI’de bir sürü sevildiğini ve çoğu ana kategori olmak üzere tam 8 dalda Okumaya devam et