Kürt politikasının nefret objesi

Kürt politikasının nefret objesi

KÜRT politikacılar Meclis’e dönüyor. En enbaşta olması gerekeni inşa etmek üzere, boykotu tamamlayıp vekillik görevlerini sürdürmek üzere Meclis’e geliyorlar. Karşın karşıya olduğumuz dram dolu tabloda, vekillerin Meclis’e dönüşüne mana yüklemekten yanayım. Fakat mana doldurmak farklı, az bir vade amaçlı umutlu olmak farklı.
Nitekim oldukça tartışılan Aysel Tuğluk’un Yasemin Çongar’a gönderdiği mektup, BDP’deki haletiruhiyenin umutlanmaya mahal tanımadığını gösterir cinstendi.
BDP’nin ifade ettiği ve mahaline getirilmediğini öne sürdüğü hakların bir bölümü legal aranjman, öbür bir bölümü yepyeni bir Anayasa gerektiriyor. Yepyeni bir Anayasa amaçlı de her seviyede bolca görüşme gerekir. Peki, bu müzakerelerin ismi Aysel Tuğluk’un nitelendirdiği biçimde “AKP’nin yontma harekâtı” olarak tanımlanırsa, o Okumaya devam et

BİLDİĞİN OPORTÜNİZM

BİLDİĞİN OPORTÜNİZM

Çokeşliliğin Kuran’da geçtiğini, buna bağlı olarak bunu polemiğin bizi şirke götüreceğini söylüyor Sibel Hanım. Bana kalırsa haddini aşıyor. Ayetin lafzının fakat ruhu ile mana kazanacağı, ayetin hangi maksada binaen ve hangi hali amaçlamak amacıyla indirildiğine bakma şartları Kuran tefsirinin olmazsa olmazıdır. Çokeşlilik amacıyla ruhsat verdiği öne sürülen Nisa Suresi 3. Ayet, bir kadınla yetinemeyen erkekleri rahatlatmak amacıyla değil, limitsiz sayıda eş/partner sahibi olabilen ve eşleri içinde adaleti sağlayamayan erkeklerin sahasını daraltmak amacıyla inmiştir. Ayetten ardından evlilik oranlarının değil, tam tersine boşanma oranlarının arttığı rivayet edilir; mesela on 5 karısı meydana gelen adam, eş sayısını azaltmış, boşandığı bayanların da bekâr erkeklerle nikâhlanması sağlanmıştır. Ayet, bir Arap örfü meydana gelen çokeşliliği “En iyisi tek bir eşle yetinmenizdir” diyerek ıslah etmiştir.
Nitekim bunu ayetin o dönemdeki muhatapları anlamış ama şuanki erkeği anlamamıştır. Zira tanımlamak bir imtiyazdan feragat etmek olacaktır. Bu amacı tanımlamak, çağdaş yaşamın getirdiği karşılaşmalarla, mesela anında hemen yan tarafta bacak bacak üzerine atmış dekoltesi kapsamlı, seksapeli dik bir kadından tahrik meydana gelmesine nazaran Okumaya devam et

Şubat melankolisi

Şubat melankolisi

YILLAR öncesinde, bir oturumda 28 Şubat’ın muhafazakâr kesimde Stockholm sendromuna sebep olduğunu, mütedeyyin-muhafazakâr-İslamcı kesimleri celladına âşık olmaya özendiren bir tesir yarattığını anlatmıştım. O zaman de, “cellat”tan kastım “militer güçler” değildi. Ulusal Görüşçü olsun, öbür İslamcılar olsun, bütün Müslümanları dünyaya yepyeni bir birşey söyleme iddiasından kopartan her birşey olarak görüyordum celladı. Askeri vesayet çevresinde dönüp gezinen yaklaşımlar, 28 Şubat müdahalesiyle yapılmış olan topluluk mühendisliğini anlam etmeye yetmiyordu.
28 Şubat’ı yorumlamak amaçlı pazartesi bugünü Basın Kulübü-Özel’e misafir meydana gelen Meral Akşener’de de benzer derdi gördüm. “Askeri vesayet” sebebinden neler içinde bulunduğu herkesçe malum Akşener, olanca samimiyetiyle bu sabah diğer bir yere ek olarak bakmamız gerektiğini söylemeye çalışıyordu. Okumaya devam et

SUK ile yatıp KUK ile uyanmak

SUK ile yatıp KUK ile uyanmak

SURİYE’deki başkaldırı dalgası alevlenerek devam etmektedir. Bağımsız Suriye Silahlı Gücü farklı hudut şehirlere karşıt görüşlü güçlerin flamalarını asıyor. Esad’ın çevresindeki çember daralırken, doğan boşluk, PYD’ye yaradı. Barzani’nin gücüyle PKK’nın bir ayağı meydana gelen PYD’nin Kürt Milli Konseyi (KUK) içerisine alınıp massedileceği düşünülmüş idi, şayet Barzani’nin çabası dahi PYD’yi perdahlamış yaşanıyor. Barzani etkisindeki KUK ile PYD aralarında aşılmaz bir uçurum olacağı varsayımının yanlış meydana geldiği anlaşılıyor. Barzani ile PKK’nın Suriye oluşumu meydana gelen PYD aralarında bir takım felsefi sıkıntılar olabilmektedir, Barzani Türkiye’yi kaybetmemek için verdiği sözleri tutmuş olabilmektedir, şayet Barzani PYD’nin şimdilerde açıktan aldığı inisiyatifi engellemeyi göze alabilir mi? Ne yerine alacak? Okumaya devam et

Millet inadına sulh diyecek

Millet inadına sulh diyecek

İŞÇİ Partisi, Öcalan’ın görüntülerini servis ederek Kürtlerle Öcalan’ın arasındaki bağı koparmaya iş teşebbüsüne bir halka ek olarak ilave etti. Emel, Mart 2013’te başlayan çözüm sürecine inanan; Başbakan’ın ve İmralı’da yer alan Öcalan’ın iradelerine güvenen kitlelerin içini bulandırmak. Ülkemiz’nin en mühim meselenini çözme yolunda azimle uğraş eden Erdoğan’ı yolsuzluk iddialarından başlayıp düzen krizine dönüştürülen bir iddialar-yalanlar yumağıyla sıkıştırmaya çalıştılar. Öcalan’ı ise gözaltına alındığı sırada söylediği sözlerle itibarsızlaştıracaklarını sanıyorlar.
Kimi zavallılar “ülke düşmanlığının” yurt genelinde fenomen bir ölçüt meydana geldiğini zannediyorlar. Muhatabını bizzat benzeri zannetme gafleti.
Barış süreci başladığından beri neler denenmedi ki? Okumaya devam et

İslam dünyasının kaderi ve geleceği

İslam dünyasının kaderi ve geleceği

16 Aralık’ta Peşaver’de bir askeri okul, Pakistan Taliban’ının kanlı eylem sahnesi haline geldi. Ordu kılığında okula giren militanlar, çoğu öğrenim gören 148 kişiyi öldürdü, 120 öğretmen ve öğrenim gören de yara almış olarak hastaneye kaldırıldı. Yaşamda olan talebeler, saatlerce can vermiş arkadaşlarının altında yatarak ve ölü taklidi inşa ederek yaşamda kaldıklarını izah ettiler. Kan dondurucu eylem, Pakistan Taliban’ı aracılığıyla “Veziristan’da olanların intikamı”olarak nitelendi.
Kardeş ülke Pakistan’ın Taliban’la serüveni günden güne ek olarak kanlı duruma gelirken, Suriye üzerinden kanlı bir mezhep savaşının pimi çekilmiş durumda.
Suriye-Irak hattında IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) yaptıklarıyla hayat gündeminden inmiyor. Cumhurbaşkanımız Erdoğan “Bunların İslam’la ilgisi olamaz”diyerek teşkilatın ismini DEAŞ olarak telaffuz etmeye başladı. Ama teşkilatın Arapça isminde da, Batı’nın kullanmayı tercih ISIS, ISIL ya da IS benzeri ifadelerin açılımında da “İslam”ya da “Islamic” Okumaya devam et

Operasyon depresyonu

Operasyon depresyonu

ULUSLARARASI müdahale, millet devletlerin bağımsızlığı ve egemenlik hakkının kullanımıyla alakalı esaslarla çelişir, evet. Keşke hiç buluş edilmemiş olsaydı. Şayet edildi. Batılı devletler tarihi gizli/açık müdahaleler tarihidir. Devletler ucunda imtiyazlı petrol anlaşmaları/el koyma sözleşmeleri, henüz uzak meydanlara açılabilmek amaçlı bir geçit imkanı, alınacak kocaman ihaleler olduğunda halka sormaz, meclis onayını gereksinmezler. “Onlar bizden nefret ediyorlar, medeniyetimizi savunmak zorundayız!”dan “Ya bizimlesiniz ya teröristlerle”ye civarı genişleyen zorlayıcı enstrümanlarla gerekli olan takviyesi sağlamayı/varsaymayı seçim ederler.
Gizli müdahale/operasyonlar ise bilinen, bırakın halktan takdir almayı, yasaların arkasından dolaşmayı dahi gerektirebilir. Örtülü operasyonlarda kullanabilecek dekor senato kararıyla kısıtlandığında ve denetimler arttığında; İran’a saklı gizli tabanca satar geliriyle Nikaragua’da anti emperyalist Sandinista’yı devirmek amaçlı Okumaya devam et

IŞİD’den sonra hayat var mı

IŞİD’den sonra hayat var mı

IŞİD, Irak-Suriye hududunu yıktı. Kaim Hudut Kapısı da, kapının Suriye bölümünde olan Ebu Kemal Kapısı da IŞİD kontrolünde. Bu biçimde teşkilat çoğalış Suriye ile Irak aralarında doğruca bağlantı karayolu sağlamış bulunuyor.
Yakınlarda da Suudi Arabistan’ın Arur ilini kontrolleri altına alıp Kâbe’yi yıkma kararı aldılar. Suud’un kültür-tarih mezaliminden geride bir Kâbe kalmıştı, ona da IŞİD göz dikti.
Taliban, Budizm’in sembollerinden Zunbukt ve Çunbukt heykellerini yıkmış, bunu yaparken “Buraya heykelleri görmeye geliyor, anında yanı başındaki yoksulluğa ve çaresizliğe göz ucuyla dahi bakmıyorsunuz’ diyerek kağıt üzerinde de olsa protest bir kısa mesaj sallandırmıştı. IŞİD’in ise bu biçimde estetik dolayımlarla işi yok. İnsanın dirisine de, üstelik ölüsüne de saygıları yok. İslam medeniyeti birikimiyle bağları yok. Okumaya devam et

AÇ İNSANA YIYECEK KİTABI SUNMAK GİBİ

AÇ İNSANA YIYECEK KİTABI SUNMAK GİBİ

GÜMRÜK ve Ticaret Bakanlığı, Perakende Kanunu alanında yepyeni kurulacağı bildirilen AVM’lere ilişkili olarak ölçütleri kesinleştirmek amaçlı harekete geçmiş. Bakanımız Nurettin Canikli, bölgelerin tüketim isteğinin mühim bir kriter meydana geldiğini ifade ederek şu örneği vermiş: “Sözgelişi, Nişantaşı’nda harcama potansiyeli ile Esenler’deki harcama potansiyeli çeşitli. Zenginleştikçe harcama eğilimi azalır. Bu sebeple Esenler’de daha bir sürü AVM’ye müsaade verilecek.”
Çok heyecan ediyorum, acaba bu faaliyetten yarar umanlar, mevzubahis tercihin yaratacağı kapsamlı spektrumlu toplumsal, kültürel ve üstelik “manevi” zararı hesap ediyorlar mı? Cümlede geçtiğimiz Esenler, Nişantaşı’nın aksine fakirlerin içinde bulunduğu bir koltuk meydana geldiği bilinerek vurgulandığına yönelik, yoksul ya da dar gelirlileri harcamaya, ellerinde avuçlarında ne varsa pırıltılı vitrinlerin sunaklarına bırakmaya teşvik etmek acımasızlık değil mi? Okumaya devam et

Benim harika ve ‘öngörülebilir’ ülkem

Benim harika ve ‘öngörülebilir’ ülkem

Toplantıda konu çözüm sürecine geldiğinde Ahmet Davutoğlu, hafızalarımızı tazelemek istercesine “1993 ve 2013 birbirine ne civarı benziyor, farklılık ettiniz mi?” diye konuştu.
Son iki senedir pekçok defa bu iki senenin “uzun devam eden 2013” meydana geldiğini yazan biri olarak bu müddetçe pekâlâ “mükerrer 1993” de denilebileceğini düşündüm o an. Evet biz bu iki tarihin benzerliğinin farkındayız ama sorun şu: Kürtler farkında mı?
1993, karanlık olaylardan mürekkep. Tesadüfi meydana geldiğini kimsenin kabul etmediği olaylar dizisini birbirine bağlayan olgu ise Turgut Özal’ın Kürt probleminin çözümüyle alakalı hamlelerdi.
Suikastlar, patlamalar, kundaklamalar ve pusular aralarında zirveyi teşkil eden olay da esasen Turgut Özal’ın ölümü oluyor. Okumaya devam et